içerik

2014 Yaz Okulu: Cezasızlık ve İnsan Hakları

İnsan Hakları Ortak Platformu ve Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi 2007 yılından bu yana Türkiye’nin temel insan hakları sorunlarına mercek tutan ve ele alınan konularda alanın deneyimi ile akademinin birikimini bir araya getirmeyi kolaylaştıracak İnsan Hakları Seminer programları düzenlemeye gayret etmektedirler. 2007 ve 2008 yıllarında insan haklarının felsefi ve tarihsel temellerinden, insan haklarının teşkilatlanmasına, ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında insan haklarının korunmasından, ifade özgürlüğü ve savunma taktiklerine dek, pek çok konuda, gerek temel gerekse tematik dersleri içeren programların ardından 2010 yılında Hakikat ve İnsan Hakları temasını işledi. Dördüncü İnsan Hakları Seminer Programının teması ise Cezasızlık olarak belirlendi.
2014 Yaz Okulu, İnsan Hakları Ortak Platformu, Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi ve Raoul Wallenberg İnsan Hakları ve insancıl Hukuk Enstitüsü ile ortaklaşa İsveç Kalkınma Ajansının mali desteğiyle düzenlenmektedir.
Cezasızlık Kavramı
Devletlerin insan hakları yükümlülükleri, zaman ve konu açısından iki yönlüdür. Yükümlülüğün zaman bakamından iki yönlü olması, ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlıdır. İhlalin gerçekleşmesi halinde, Devlet bu ihlalin sonuçlarını mümkün olan ölçüde ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, geçmişe yönelik bir yükümlülüktür. Devlet ayrıca henüz gerçekleşmemiş ihlalleri önleme, tekrar etmesinin de önüne geçmekle yükümlüdür. Bu ödevi de geleceğe yöneliktir.
Zaman bakımından iki yönlülüğün bir benzerini konu bakımından da görmek mümkündür. Devletler insan hakkı ihlaline neden olacak bir eylemi gerçekleştirmemek kadar, böylesi bir eylemin ortaya çıkmasını engelleyecek tedbirler almak, tekrarlanmasını önleyecek yasal düzenlemeler yapıp, bu düzenlemeleri hayata geçirmekle de yükümlüdürler. Devletin hakları ihlal etmemesi negatif yükümlülüğünün bir sonucudur. İnsan hakları hukukunda pozitif ödevler[1] olarak nitelenen koruma ve destekleme ödevleri ise genel bir yükümlülük yelpazesine vücut vermektedir. Burada devletlerin bir yapmama değil, yapma ödevinden bahsedilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında da, sıklıkla devletlerin en temelde, insan haklarını korumak, saygı duyulmasını sağlamak ve hakların hayata geçirildiği bir ortamı temin etmek yönündeki pozitif yükümlülükleri tekrarlanmaktadır.[2]
Ne var ki, pozitif yükümlülükler negatif yükümlülüklerden, geçmişe yönelik yükümlülükler de geleceğe ilişkin olanlardan bağımsız değildir. Bir hak ihlalinin etkili bir şekilde soruşturulmaması pozitif yükümlülüğün ihlalidir ancak bu ihlalin devlet ajanları tarafından gerçekleştirildiği gerçeğini ortaya çıkarmayı imkansız kıldığı için negatif yükümlülükle de ilgilidir. Cezasızlığa ilişkin ödevler geçmişteki ihlallerin sonuçlarına yönelik gibidir ancak cezasızlık politikası aynı zamanda yeni ihlallerin de kaynağıdır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “Ciddi İnsan Hakları İhlalleri Bakımından Cezasızlığın Sona Erdirilmesine Yönelik Rehber İlkeleri”nde belirttiği ve daha sonra AİHM tarafından da onaylandığı gibi cezasızlıkla mücadelenin birden fazla misyonu vardır. Cezasızlığın önlenmesi bir yandan mağdurlara adalet sağlarken, öte yandan yeni ihlallerin gerçekleşmesini engelleyecek bir caydırıcı etki doğuracak ve nihayet adalet sistemine kamu güveninin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün onaylanması anlamına gelecektir.[3] Bu örnekte de görülebileceği gibi ilk bakışta geçmişe yönelik olan ve pozitif nitelik taşıyan bir yükümlülük, negatif ve geleceğe yönelik sonuçlar da doğurabilmektedir.
Cezasızlık, yukarıda çerçevesini çizdiğimiz genel insan hakları ödev haritasının tüm unsurlarının ayrıntılı bir şekilde görülebildiği bir insan hakları ihlali alanıdır. Cezasızlık olgusu, bazen yasal mevzuatın yokluğundan, bazen mevcut yasalardan ve birçok durumda da ihlalin gerçekleşmesinden sonra mevcut ceza hukuku kurallarının ihlali gidermek için uygulanması gerekirken etkili bir şekilde uygulanmamasından kaynaklanmaktadır.
Cezasızlık kavramı, uluslararası hukukta açıkça tarifi yapılmamış, Türkiye’de ise çok yeni tanınan bir kavramdır. Her ne kadar kavram, insan hakları ihlallerinin yaptırımsız kalması halinde gündeme gelmekteyse de, bu olgu cezasızlığı tanımlamak için yeterli değildir. Uluslararası yükümlülüklerden kaynaklanan ve ulusal hukukta giderilmeyen her ihlal uluslararası hukuk açısından insan hakları ihlalidir ancak cezasızlık bu geniş küme içinde daha küçük bir grubu nitelemektedir.
Cezasızlık olgusu, ihlalin ceza hukuku tarafından hiç düzenlenmemesi, usul sorunları nedeniyle muhakeme sürecinin sağlıklı bir şekilde işlememesi ve cezanın tesis edilememesi ve/veya verilen cezanın infaz edilememesi şekillerinde gerçekleşebilir. İnfazın başlamasından önce veya sonra cezanın af/ceza zamanaşımı gibi nedenlerle hayata geçirilememesi halinde de cezasızlıktan söz edilebilmektedir. Nihayet ceza verilen bazı durumlarda da cezanın işlenen suçla orantılı olmaması veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması, infazın ertelenmesi gibi yöntemlerle çektirilmemesi hallerinde de cezasızlık sorunları akla gelmektedir.
Cezasızlık olgusu dendiğinde akla öncelikle, geçiş dönemi adaleti bir başka deyişle, geçmişte işlenmiş ve hukuki/siyasi nedenlerle üzeri örtülmüş ağır insan hakları ihlalleri gelmektedir. Ancak cezasızlık, aynı zamanda devam eden bir durumu ifade etmektedir. Türkiye’de bir çok örneğinde görülebileceği üzere cezasızlık işkenceden, polis şiddetine, kadına yönelik şiddetten çocuk istismarına kadar bir çok alanda karşılaşılan bir olgudur. İnsan hakları savunucularının son dönemde en sık karşılaştığı kavramlardan birinin cezasızlık olması bu nedenle şaşırtıcı olmamalıdır.
Cezasızlık olgusu, ihlal edilmesi durumunda ceza hukuku yaptırımı gerektiren hakları kapsamaktadır. Bu eğitimin konusunu da bu sebeple, giderilmeyen insan hakları ihlalleri değil, giderimi ancak ceza hukuku araç ve metotları ile mümkün olan insan hakları ihlalleri oluşturmaktadır.
Cezasızlık Nasıl Çalışılmalı? Kapsam ve Yöntem
Cezasızlık konusunda çok sayıda proje yürütülmekle ve bu kavram farklı aktörler tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. İnsan hakları savunucularının rapor ve projelerinde sıklıkla karşılaştıkları bu kavramın netleştirilmesinde savunuculuk açısından büyük bir önem olduğu açıktır. Bununla birlikte, yukarıda da söylendiği gibi cezasızlık bir yönüyle geçmiş bir yönüyle de devam eden bir olguya işaret ettiği için çok geniş bir çalışma alanının incelenmesini gerektirmektedir. Ne var ki, yaz programı olarak planlanan insan hakları savunucularına yönelik bir eğitimin tüm bu unsurları kapsaması mümkün değildir. Bu nedenle, insan hakları savunucularına yönelik bir eğitim çalışmasının kavramın temellerine ve pratik kullanımına ilişkin olması gereklidir.
Bu nedenle, cezasızlığa ilişkin yaz okulunun bu iki temel ihtiyacı karşılayacak şekilde örgütlenmesi düşünülmüştür. 5 gün sürecek eğitimin sabah bölümünde, cezasızlığa ilişkin temel ilke ve kurallar ağırlıklı olarak ders şeklinde anlatılacaktır. Öğleden sonraki bölümde ise yukarıda çizilen çerçeveye uygun olarak biri geçmişe biri de devam eden cezasızlığa ilişkin iki bölüm pratik çalışmalar ışığında incelenecektir. Bu şekilde, sabah ve öğlen programlarının birbirlerini tamamlaması hedeflenmektedir.
Odaklanılacak temalar ağır insan hakları ihlalleri ve kadına yönelik şiddettir. Bu kapsamda, sabah yürütülecek siyasi, uluslararası/ulusal hukuk açısından cezasızlık kavramına ilişkin dersleri tamamlayacak şekilde zamanaşımı, nakil sorunu, delillerin toplanması sorunu, amir sorumluluğu gibi konularda uygulamalı çalışmalarla Türkiye’deki cezasızlık sorununa ilişkin somut çözümler üretilmeye çalışılacaktır.
Katılımcı Profili
Cezasızlık konusu son yıllarda farklı yönleriyle farklı grupları temsil eden sivil toplum örgütleri tarafından çalışılmaktadır. Bu nedenle, öncelikle eğitim çalışmasında da bu farklılığın temsiline özen gösterilecektir. Öte yandan, cezasızlık konusu öncelikle bu tür vakaları takip eden hukukçu aktivisitlerin katılımını gerektirdiğinden bu katılımın mümkün olduğu ölçüde sağlanması hedeflenmektedir. Nihayet, cinsiyet ayrımcılığının bir cezasızlık sorunu olarak da sıklıkla gündeme gelmesi de akılda tutularak, kadın savunucuların katılımına özen gösterilecektir.
KATILIM BAŞVURUSU
3-7 Eylül 2014 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gerçekleştirilecek olan yaz okulunun kontenjanı 30 kişi ile sınırlıdır. Yaz okuluna katılım için herhangi bir ücret talep edilmeyecektir. Katılımcıların yol ve konaklama masrafları düzenleyici kuruluşlarca karşılanacaktır. Programa katılmak isteyen adayların ekteki başvuru formunu doldurup en geç 7 Temmuz 2014 tarihine kadar formda yer alan  e-posta adresine göndermeleri gerekmektedir. Başvuruları olumlu sonuçlanan adaylara bu durum 15 Temmuz’da bildirilecektir.

 


[1]AİHM, “pozitif ödev” kavramını ilk kez Marckx/Belçika kararında (13.6.1979, 6833/74, para. 31) kullanmıştır. Aktaran: Yasemin Özdek, Avrupa İnsan Hakları Hukuku ve Türkiye, 2. Baskı, Kırmızı Kalem Yayınları, İstanbul, 2004, s. 149. (Dipnot. 44).
[2]AİHM kararlarında devletlerin pozitif yükümlülüklerinin hakların korunması ve ihlallerin önlenmesi bakımından önemine sıklıkla değinilmektedir. Bkz. A. R. Mowbray (2004), The Development of Positive Obligations under the European Convention on Human Rights by the European Court of Human Rights, (Hart Publishing: Londra); Matthias Klatt (2011), “Positive Obligations under the European Convention on Human Rights”, ZaöRV 71 (2011), 691-718
[3] Guidelines of 30 March 2011 on eradicating impunity for serious human rights violations , I, 1.3; El-Masri/Makedonya, 39630/09, 13.12.2012, para. 192

Back to Top